Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Home / Farklı Pencere / Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
toplumsal cinsiyet

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Günden güne kadına daha az değer veren bir toplum haline geliyoruz, Cumhuriyet tarihine bakacak olursak  kadının görünmezlikten çıkıp nasıl birey haline geldiğini görmekteyiz. Kadın kendine verilen hakları bir bir elde etmişken, günümüzde  bu haklar konusunda daha fazla ilerleme göstermiş olmasını ve  toplumun daha fazla içine girmesini bekliyoruz, fakat her gün kadın erkek eşit mi ?, eşit değilsek niye değiliz ?, eşitsek neden sürekli ayrımcılığa uğruyoruz ? gibi tartışmalar günümüzde hala devam ediyor.

İnsan hakları evrensel bildirisinde “Tüm kadın ve erkekler ayrımcılığa uğramadan yaşama, sağlık, eğitim ve çalışma haklarından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptirler.” ifadesi bulunmaktadır. Ancak bu ifadenin aksine toplumsal yaşamın birçok alanında erkek ve kadın arasındaki eşitsizlik devam etmektedir. Bu eşitsizlik özellikle çalışma yaşamı, toplumsal yaşam, evlilik, üreme sağlığı ve aile yaşamı gibi alanlarda daha fazla göze çarpmaktadır.

Hukuk kurallarına baktığımızda hukuken eşitmiş gibi görünürken, Dünya Ekonomi Forumu’nun her yıl yayınladığı Küresel Cinsiyet Eşitliği raporuna göre  Dünya Ekonomik Forumu uzmanları, kadın ve erkekler arasındaki ekonomik uçurumun kapanabilmesi için, bu yıl açıklanan rapordaki ilerleme hızına göre  170 yıl sonra ancak mümkün olabileceğini ifade etmişlerdir.

Cinsiyet Ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

Literatürde ‘‘Cinsiyet’’ kişilerin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikler olarak tanımlanmaktadır.

“Toplumsal cinsiyet” ise kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder.

Bu bağlamda toplumsal cinsiyet biyolojik farklılıklardan dolayı değil, kadın ve erkek olarak toplumun bizi nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davranmamızı beklediği ile ilgili bir kavramdır.

Toplum tarafından kadın ve erkeğe yönelik belirlenen cinsiyet özellikleri incelediğinde; erkekler için atılgan, korkusuz, akılcı, güvenli, bağımsız, soğukkanlı, ihtiraslı, güçlü, katı, saldırgan, aktif,  kadınlar için ise sevecen, duygusal, hassas, bağımlı, şefkatli, boyun eğen, narin, bakım veren özellikler yer almaktadır.

Bu özellikler ile birlikte toplum kadına; ev işlerinden sorumlu olma, iş hayatında aktif olmama, erkeklere ise; evin geçiminden sorumlu olma, evin reisi olma gibi geleneksel roller yüklerken diğer taraftan da ailevi, mesleki, evlilik, sosyal ve eğitim yaşamında kadın ve erkeğin sorumluluklarının eşit olarak paylaşmalarını da eşitlikçi roller olarak tanımlamaktadır.

Toplumsal cinsiyet rolü denildiğinde;  kültürel olarak kadının ve erkeğin taşıdığı kişilik özellikleri ve davranışları (rolleri) akla gelmektedir ve bu durum toplum içinde kalıp yargılara dönüşmektedir. Bir erkek için uygun görülen davranışlar (roller) erkeksi, kadınlar için uygun görülen davranışlar ise kadınsı olarak isimlendirilmektedir.

İşte tam bununla ilgili bir video dolaşıyor internette. Yetişkinleri kadın-erkek karışık, kameranın karşısına koyup onlardan kız gibi konuşmalarını, kız gibi kavga etmelerini, bir şeyi kız gibi fırlatmalarını istiyorlar.

Bu lafı duyan bütün kadınlar ve erkekler yalapşap yapmaya başlıyor istenileni. Mesela koşmalar hep beceriksizce, fırlatma uzağa değil !

Sonra 8 -10 yaş civarı kızlara soruyorlar. Yani gerçekten kız olanlara. “Kız gibi koş” diyorlar. Henüz kafası bu deyimle kirlenmemiş olduğu için, kız gibi ona kendi gücünü hatırlatıyor sadece. Ve başlıyor var gücüyle koşmaya, fırlatmaya, vurmaya. Sanki dünyanın bütün gücü onda. Sanki süper kahraman !

Kız gibi koş demek “Aslanım! Ne kızsın, hadi koş bakalım”  demek onun için. Erkekleri de geçer, herkesi de geçer.  Nefesi bitercesine koşuyor. Sadece koşuyor, gibisi yok!Gözleri doluyor insanın.

Kelimeler bazen bilinci kirletip, insanı potansiyelinden soyabiliyor demek ki.Biz kızlar harikulade varlıklarken, erkekleri bile doğruyorken, onlara analık ediyorken nasıl öyle bir yalapşaplığı temsil ediyor olabiliriz  ki !

Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutumları Etkileyen Faktörler

  Sosyokültürel bir yapıya sahip olan toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların gelişiminde etkili olan faktörler literatürde incelendiğinde; aile ortamı, ebeveynlerin öğrenim düzeyi ve annenin çalışma durumu, kardeş ve arkadaş grupları, okul ve öğretmenler, çocuk kitapları ve kitle iletişim araçları gibi faktörler ön plana çıkmaktadır.

Aile ortamı;

  • Ailelerin kız çocuk için pembe, erkek çocuk için ise mavi kıyafetler almaya yönelmesi
  • Ebeveynlerin kız ve erkek çocuklarını tanımlarken farklı ifadeler kullanması örneğin erkek çocuklarda güçlü, kararlı, atak gibi ifadelerini kullanırken kız çocuklarında hassas, nazik, tatlı ifadelerinin kullanılması
  • Aynı zamanda aileler çocuklarına toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarını erkek çocuklara güçlülük anlamı ifade eden isimler (aslan gibi), kız çocuklara incelik anlamı ifade eden isimler (nazlı gibi) koyarak açık veya örtülü bir şekilde aktarması
  • Aileler tarafından çocuklar için alınan oyuncaklarda toplumsal cinsiyetin şekillenmesine katkı sağlar. Kız çocuklara bebek ve evin içinde oynayabilecekleri yemek setleri alınırken erkek çocuklara daha çok evin dışında oynayabilecekleri taşıtlar ve savaş oyuncakları gibi oyuncaklar alınır. Bu durum kız çocuklarını evin içinde oynamaya yöneltirken, erkek çocuklarını evin dışında ve fiziksel aktivite gerektiren oyunlar oynamaya yöneltir.
  • Ev işlerine erkek çocukların yardım etmesi beklenmezken kız çocukların yardım etmesi beklenmesi
  • Kızlar için ağlamak ve korku normal bir davranış olarak görülürken erkekler için bu davranışlar hoş karşılanmaması

Ebeveynlerin öğrenim düzeyi ve annenin çalışma durumu;

  • Özellikle annesi çalışan çocuklarda annelerinin de babası gibi bir işte çalıştığı düşüncesi ve babalarının da ev işleriyle ilgilendiklerinin gözlemiyle toplumsal cinsiyet rollerinde daha eşitlikçi tutumlara sahip oldukları görülmektedir

Kardeş ve arkadaş grupları;

  • Kız çocukları kız çocuklarla, erkek çocukları da erkek çocuklarla birlikte oynamaktadırlar. Ayrıca oynadıkları oyunları da kız oyunu ve erkek oyunu diye gruplandırılması
  • erkeklerin oynadığı oyunlar daha çok rekabete yönelik ve belli kurallar çerçevesindeyken, kızların oynadığı oyunlar ise en az rekabet içeren, daha sakin ve içten oyunlar olması

Çocuk kitapları;

Masallarda, öykülerde  kadın figürü pasif ve genelde ev işleriyle ilgilenen şeklinde tanıtılıp, kadın erkek için yemek yapıp, onu evde beklemektedir yine aynı şekilde evli ve anne olmayan kadınlar için ise peri, cadı gibi gerçek olmayan öğelerle yer verilmektedir.Buna karşın erkek figürü ise daha çok savaşçı ve güçlü şekilde anlatılıp, evine ekmek götürme görevi yalnızca erkeklere ait gösterilmesi

Kitle iletişim araçları;

  • Cinsiyet tutumları gazete ve dergilerde incelendiğinde ise belli kalıp yargıların açıkça göze çarptığı görülmektedir. Pek çok gazetenin en son sayfasına bakıldığında her gün mutlaka bir kadının bikinili resmi ve altında da haber niteliği taşımayan birkaç yazının yer aldığı görülmektedir
  • Yapılan çalışmalar incelendiğinde, Türk televizyonlarında gösterilen diziler, filmler, reklamlar, magazin ve gündüz kuşaklarında kadın ve erkeğe farklı rol tutumları yükledikleri görülmektedir

Okul ve öğretmenler;

  • Öğretmenler kadın veya erkek fark etmeksizin cinsiyetle bir ilişkisi olmadan öğrencilerin pasif ve boyun eğen bir yapıda olmasını isterken taşkınlık yapmalarını ve bağımsız bir yapıya sahip olmalarını istemezler. Kız öğrenciler bu rolleri kolay benimseyerek okulu daha çok sever ve akademik yönden erkek öğrencilere göre daha başarılı olur.
  • Öğretmenlerin öğrencilere olan yaklaşımı, ders kitaplarında yer alan cinsiyetçiliği savunan öğeler gibi birçok faktör erkek öğrencilerin daha aktif ve girişken bireyler olmasını destekleyip onları iş yaşamına hazırlarken; kız öğrencileri ev işleri ve çocuk bakımı gibi pasif davranışlarda iyi olmaya teşvik etmektedir.

Değişimi Neden İstemiyoruz, Neden Gerekli?

Değişim  aslında bizim hem özgürleşmemizi sağlayıp hem de daha eşit bir toplumda yaşamamıza neden olabilecekken, değişimi kabullenmek birçok insan için neden bu kadar zor olmaktadır ? Değişimi neden istemiyoruz ?

Çünkü kişiler böyle gördüklerini, böyle yetiştirildiğini söylerler. Bilinen ve tanınan bir sistemdir ve bu sistemde düşünmeye uğraşmaya gerek kalmadan yapacaklarımız bize önceden öğretilmiştir. Bunun yanında , yeni roller ve rollerdeki değişim , yabancılık ve  adaptasyon için bi süreç getireceğinden korku yaratabilir. Fakat değişimden  kaçarken kolay olanı seçerken, partnerlerin mutsuzluğu ya da kendimiz olamamak gibi  daha olumsuz sonuçlar karşımıza çıkmaktadır.

Geleneksel  düzende sadece ev işlerinden sorumlu olan kadın şimdi  hem evde hem işte çalışarak,”süper kadın” olma zorunluluğu hissetmesine neden olmaktadır. ”Süper Kadın” olma baskısının  iş yükündeki artışla birlikte kişiler arası ilişkilerinde mutluluğu sağlayamayan ve hayattan  daha az doyum alan kadınların mutsuz ilişkiler yaratması da çok muhtemeldir.

Benzer şekilde girişken, pasif olmayan kadınlar; dediğim dedik, inatçı gibi o kadar çok olumsuz geri dönüş alır ki, neredeyse erkekler için olumlu olarak görülen özelliklerinden dolayı suçlu hissetmek zorunda bırakılır.

Günlük yaşamda, iş yaşamında, fiziksel-ruhsal hastalıkların oluşmasında, dikkatli bakıldığında geleneksel cinsiyet rollerinin neden olduğu  olumsuz etkilerin parmak izini görmemiz mümkündür. Bu nedenle,  geleneksel cinsiyet rollerinin neden olduğu olumsuz etkilerinden ve yarattığı yükten kurtulmak için cinsiyet rollerini sorgulamalı ve değişmesi için çaba sarfetmek zorundayız!

 

Gizem Tepeli

Kaynaklar;

Karaibrahimgil,N. (2015).Kelebegin Hayat Sırları, Istanbul,182-183

hurriyet.com

erktolia.org

bianet.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.