Kadın ve Hastalıkları

Günümüz Hastalığı: Toplumsal Travma İle Nasıl Başa Çıkılır?

Savaşlar, terör olayları, trafik kazaları, cinsel istismarlar, yakın birinin kaybı, doğal afetler… Bunlar gibi ruhsal ve fiziksel halimizi derinden sarsan, inciten, yaralayan birçok travmatik olay ile günümüze kadar toplumca sınandık, sınanmaya da devam ediyoruz.

Bugüne kadar toplum olarak yaşadığımız ancak yaşadığımızın bir rahatsızlık olabileceğini düşünmediğimiz ruh sağlığımızı etkileyen bir bozuklukla karşı karşıyayız: Travma Sonrası Stres Bozukluğu.

Savaşlar, terör olayları, trafik kazaları, cinsel istismarlar, yakın birinin kaybı, doğal afetler… Bunlar gibi ruhsal ve fiziksel halimizi derinden sarsan, inciten, yaralayan birçok travmatik olay ile günümüze kadar toplumca sınandık, sınanmaya da devam ediyoruz. Toplumu da bir canlı gibi değerlendirdiğimiz de bu tip acıların üstesinden gelmenin kolay olmadığını düşünebiliriz. Bireylerin yaşadığı bunalımlar toplumu etkilediği gibi, toplumsal travmalar da bireylere salgın hastalık gibi yayılarak bu duruma uzak-yakın şahit olan herkesi etkiler. Özellikle günümüzde popüler olan sosyal medyanın da bu konudaki örseleyici etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bu şekilde insanlar kitleler halinde travmadan etkilenebilir.

Öyleyse nedir bu travma? Psikanalitik kuramcılara göre benliğin üstesinden gelemediği, kaldıramadığı ağırlıktaki iç ve dış uyaranların bütünüyle yüz yüze gelmesidir.  Bireyin kendisinin ya da yakınlarının fiziksel ve ruhsal varlığına bu denli ağır gelen uyaranlar, benliği korumak için görevli olan savunma düzeneklerini devre dışı bırakır. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak elektrikli aletlerde aşırı bir yüklenme olduğunda kısa devre yaptıklarını biliyoruz. Mantık aynıdır, travmatik olaya karşı da benliğimizi çok şiddetli bir istekle savunmak isteriz fakat bu kadar duygu yoğunluğunu düzeneklerimiz kaldıramaz ve saf dışı kalır.

Bu şekilde travmatik olaylar, bireylerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu dediğimiz ruhsal bozukluğa neden olur. Burada altını çizmem gereken travmatik olaylardan her etkilenen bu bozukluğu geçirecek diye bir şey yoktur. Olayı tecrübe eden kişinin dayanma gücü, benlik gücü, olayın şiddeti gibi birçok faktör etkili olmaktadır.

Şimdi bu bozukluğun travmatik olayı yaşayan kişideki belirtilerini ve başa çıkma yöntemlerini birlikte ele alalım.

Yaşanılan olayın bir kısmı ya da tamamı zamanla unutulsa da yaşattığı hisler asla unutulmaz.  “Flash back” dediğimiz bu durum da kişi travmatik olayı tekrar tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir. Uykudayken bile kabuslarla travma kendini hatırlatır. Kaygı, endişe, suçluluk, umutsuzluk, gerginlik gibi ruhsal belirtilerin yanında baş ağrısı, mide yanması/bulantısı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme gibi fiziksel belirtiler de görülebilir. Hatta yaşanılan stres o kadar yoğundur ki savunma düzeneklerinin haricinde bağışıklık sistemi de etkilenerek grip gibi enfeksiyonlara açık hale gelinebilir.

Yöntem 1: Ruhsal tepkilerin normal olduğunu kabul etmektir.

Unutmayın ruhsal tepkiler değil, yaşanılan olay anormaldir.

Kişi kendisine ağır gelen bu anormal olayları düşünmemek ve hatırlamamak için kendini zorlar. Travmayı anımsatan uyaranlardan kaçar. Bu da ilk zamanlar kişiyi iyi hissettirse de ilerleyen süreçte negatife sürükleyecektir.

Yöntem 2: Unutmak için olağanüstü çaba sarf etmemektir.

Çünkü unutulmaya çalışılan bir şeyle baş edilmesi mümkün değildir.

Ayrıca travmatik olayın neden olduğu ruhsal belirtilerle baş edemediğini düşünen kişi olayı hiç olmamış gibi yok sayabilir ya da hissettiklerini paylaşmaktan kaçabilir.

Yöntem 3: Yaşanılanları ve hissedilenleri paylaşmaktır.

Paylaşıldıkça travmanın anlamlandırılması daha kolay olacaktır.Zaman içinde travmanın temelinde yatan ‘çaresizlik’ ve ‘güvensizlik’ duyguları da öyle bir raddeye gelir ki kişiyi yalnızlığa, içine kapanmaya iter. Tehlike olmadığı zamanlarda dahi tehdit altındaymış gibi ağlamaklı hisseder, ona yabancı gelen herkesi potansiyel tehlike olarak algılar. Yabancı fobisi yüzünden de kendini toplumdan soyutlar. Fakat yalnız kaldıkça kişide sorunlar katlanarak büyür.

Yöntem 4: Güvende hissettiren kişilerle sosyal birlikteliği arttırmaktır

Zedelenen güven duygusu da zamanla pekişecektir. Kişinin sosyal hayata adapte olmasını engelleyenlerden biri de toplumsal travma belirtilerinin kendisini ‘suçluluk’ kisvesi altında göstererek kişiyi sağ kaldığı ya da kolayca gündelik hayata karışabildiği için rahatsız etmesidir.

Yöntem 5: Günlük rutini devam ettirmeye çalışmaktır.

Güç olsa da öz bakıma, uyku ve beslenme düzene dikkat etmek fiziksel belirtilerin azalmasına da yardımcı olacaktır. Uzmanların da hayata yeniden adapte olabilmek için en çok önerdiği yöntem budur.

Bir de tüm bu travmatik belirtilerle baş edemediğini düşünen kişi daha çok umutsuzluğa kapılabilir. Hâlbuki ruh sağlığının toparlanabilmesi için bir hayli süre gerekir.

Yöntem 6: İyileşmek için kendine zaman tanımaktır.

Hissedilenleri resime, kaleme dökmekte toparlanma sürecine katkıda bulunacaktır.

Son olarak; ele aldığımız fiziksel ve ruhsal belirtiler git gide artarak sosyal ve iş yaşamını olumsuz etkiliyor ve kişi kendi kendine baş edemediğini düşünüyor ise psikolojik veya psikiyatrik yardım almaktan çekinilmemelidir.

Güvenli ve sağlıklı günlere umutla ulaşmak dileğiyle… Sağlıcakla kalın.

Tuğçe Durgut

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ